Eşya Hukuku

Eşya Hukuku

Eşya Hukuku

GENEL OLARAK MÜLKİYET KAVRAMI

Mülkiyet, kişinin eşya üzerinde hâkimiyet kurmasıyla oluşan ilişkiyi tanımlamaktadır.  Mülkiyet, birçok anayasa ve uluslararası belgede “Mülkiyet Hakkı” olarak tanınmış ve korunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1961 ve 1982 Anayasalarında mülkiyet hakkı temel bir hak olarak düzenlenmiştir. Her iki anayasada da mülkiyet hakkının kamu ve toplum yararı amacıyla sınırlanabileceği , bu sınırlamaların yasal koşulları hüküm altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Ek 1 Protokol ile düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği kararlarda mülkiyet hakkının hukuki boyutunu ulusal hukuklardan bağımsız bir şekilde yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesi de son dönemde vermiş olduğu bireysel başvuru kararlarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından etkilenmiştir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

Mülkiyet hakkı tarih boyunca hem devletlerin ve toplumun hem de dini otoritelerin üzerinde durudğu bir konu olmuştur. Siyasi düşünce sistemlerinde farklı şekillerde ele alınmıştır (2).Liberal anlayışa göre; mülkiyet hakkı doğuştan kazanılır ve malikin mülkiyet hakkından kaynaklı herhangi bir sorumluluğu söz konusu değildir. Marksist Sistem ise bireysel mülkiyete karşı çıkar.

Mülkiyet  kavramı Arapça kökenli “mülk” kelimesinden türetilmiştir. Mülk bir şeyin hüküm ile zaptı, saltanat, siyasi iktidar gibi anlamlara gelmektedir (3). Mülkiyet sadece hukukun değil aynı zamanda iktisadın, felsefenin ve siyasetin de konusudur. Dolayısıyla mülkiyet var olduğu toplumun ahlaki, iktisadi ve sosyal olgularından etkilenen çok yönlü bir kavramdır.

Mülkiyet hakkı her şeyden önce bir temel haktır. Temel haklar ve özgürlükler; pozitif hukuk düzeni tarafından tanınmış ve güvence altına alınmış, devletin koruyup geliştirmekle yükümlü olduğu insan hakları olarak tanımlanmaktadır Mülkiyet hakkının konusu Medeni Hukuk’a  göre eşya (maddi mallar) olduğundan ve bu eşya üzerinde mutlak hâkimiyet sağladığından mülkiyet hakkı da bir ayni hak olarak nitelendirilmektedir.

Mülkiyet Hakkı genel olarak malike üç temel yetki verir. Bu yetkiler; kullanma , yararlanma ve tasarruf  yetkileridir.   Bu yetkileri mülkiyet hakkını düzenleyen Türk Medeni Kanunu da benimsemiştir.

AİHM’in yayınlamış olduğu istatistiklere bakıldığında 1959 – 2013 yılları arasında aleyhine en çok dava açılan ülke 2994 dava ile Türkiye’dir. Bu davaların yaklaşık beşte biri AİHSEP mad. 1’in yani mülkiyet hakkının  ihlaline ilişkindir.  

Anayasa Mahkemesinin Mülkiyet Kavramına Bakışı

 Bu başlık altında mahkemenin mülkiyet kavramını nasıl ele aldığını, başka kararlarındaki bakış açısını, tapu tahsis belgesi hakkındaki mülkiyet hakkı görüşlerini ve bu konuda verdiği kararları ve son olarak da alınan tahliye ve yıkım kararının bedelsiz olması nedeni ile mülkiyet hakkının ihlali kapsamında yer almasına ilişkin görüş ve kararları ele alınacaktır.

  1. Mülkiyet kavramı

 

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun, “Mülkiyet Hakkının İçeriği” başlıklı 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” Hükmünü içerir.

 

  • Anayasa'nın 35. maddesi “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Şeklindedir. Maddenin ilk fıkrası mülkiyet hakkını, ikinci fıkrası ise mülkiyet hakkının sınırlanmasını düzenlemektedir. Ayrıca Anayasa’nın 13 , 43, 44, 46, 47, 63, 73, 167 mülkiyet hakkının da aralarında bulunduğu temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin  hükümlerden bazılarıdır.

 

  • AİHS Ek 1 Prokol’ün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi şu şekildedir: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”.

 

AİHM, Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesini yorumlayarak mülk ve mülkiyet kavramları üzerine içtihatlar geliştirmiştir. Mahkemeye göre mülk ve mülkiyet kavramlarının iç hukuktaki tanımından bağımsız olarak özerk bir anlamı bulunmaktadır, bundan dolayı herhangi bir unsurun iç hukukta mülkiyet olarak kabul edilip edilmemesinin AİHM’nin değerlendirmesi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. AİHM mülk ve mülkiyet kavramını kendi kriterleri açısından değerlendirmekte ve kararlarını buna göre vermektedir. Mahkemenin mülk kavramını iç hukuktan bağımsız olarak yorumlamasının temel sebebi, mülk ve mülkiyet kavramlarının, Sözleşme’ye taraf devletlerde farklı tanımlarla kullanılmasıdır. Bu tür farklı uygulamalardan kaçınmak ve uygulama birliği sağlamak amacıyla AİHM Sözleşme’de kullanılan terimleri ulusal hukuklardan bağımsız olarak yorumlama eğiliminde olmuştur 

Bu kapsamda AİHM, her olayı ilgili devletin iç hukukuna göre ayrı ayrı yorumlamak yerine Sözleşme’nin amacı doğrultusunda kendine has bir mülk tanımı benimsemiştir. Mahkeme sürekli olarak “mülk” kavramının kendine has bir anlam genişliği olduğunu ve iç hukukta mülkiyet olarak kabul edilmeyen bazı hak ve menfaatlerin mülk olarak kabul edilebileceğini vurgulamaktadır. Örneğin Mahkeme Beyeler/İtalya kararında mülk kavramının fiziki mallarını mülkiyeti ile sınırlandırılamayan ve iç hukukun resmi sınıflandırmasından bağımsız, otonom bir yapısı olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme’nin mülk kavramına bakış açısının önemli bir diğer yönü de durağan bir yorum şeklinin değil; günün sosyal, ekonomik ve hukuki koşullarına ve ihtiyaçlarına göre değişen, dinamik bir yorum şeklinin benimsenmesidir.

AİHM’e göre AİHSEP kapsamındaki mülkiyet hakkının konusu sadece taşınır ve taşınmazlar değildir. Mahkemeye göre ister maddi olsun ister maddi olmasın her türlü şey mülkiyet hakkının konusuna girebilir. Menkul ve gayrimenkul mallar, alacak hakları, patent hakları, fikri haklar, tahkim kararları, hisse senetleri gibi menfaatlerde mülkiyet hakkı kapsamına girmektedir.

Anat ve Diğerleri/TürkiyeB. No: 37899/04, 26/4/2011 nolu kararında AİHM başvurucuların, tahliye edilinceye kadar uzun süre tapu tahsis  belgesine dayalı olarak tapu kaydı alınmasının bazı şartları bulunmaktadır. Tapu tahsis belgesinin yasal mevzuattaki şartlarının yerine getirilmemesi sebebiyle tapu kaydı verilmemesi halinde, sadece bu belgeye dayalı olarak kullanılan taşınmazın başvurucunun elinden alınması ile alacaklı konuma geldiğinden söz edilemez. Başvurucu, bu taşınmazla ilgili olarak 1 No.lu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında “mülk”ün varlığını iddia edemez üre taşınmazı kullanmaları mülkiyet hakkının kazanılmasına gerekçe olamaz. 

Diğer bütün hakların kendisinden türediğinin kabul edilmesi nedeniyle hakların anası olarak nitelendirilen mülkiyet hakkı, temel hak ve özgürlükler arasında özel bir öneme sahiptir (5) . XIX. yüzyıla kadar mutlak ve sınırsız bir hak olarak kabul edilen bu hak, XX. yüzyıla gelindiğinde sınırsızlık özelliğini gitgide artan bir şekilde yitirmiştir. Gerçekten de mülkiyet hakkı  günümüzde malike toplum yararına bazı ödevler ve görevler yükleyen sosyal bir hak olarak görülmeye başlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 24.08.1966 tarihli ve E: 1966/3, K:1966/23 sayılı karar, Resmi Gazete, T/S: 11.07.1966/12345.kararında da belirtildiği üzere mülkiyet hakkının 1961 Anayasası’nda sosyal ve ekonomik haklar bölümünde düzenlemesi, anayasa koyucunun mülkiyet hakkının sosyal yönüne daha fazla ağırlık verdiğini göstermektedir.1982 Anayasası’nda ise mülkiyet hakkının birinci kuşak haklar arasına alınarak daha güvenceli hale getirildiğini hakkın niteliği bakımından önemlidir.

 

  • Anayasa mahkemesi inceleme konusu 2013/6670 E nolu kararında atıf yaptığı üzere kendisinin de yasal hükümler ve sözleşme gereği yorumladığı mülkiyet hakkı kavramı mevcuttur.

 

  • Anayasa Mahkemesi de AİHM paralel olarak  mülkiyet hakkının konusuna maddi mallar kadar gayri maddi mal ve hakların da gireceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi  marka, sinema eserleri, alacak hakkı,  basın eserlerindeki fikri hakları mülkiyet hakları kapsamında değerlendirmiştir.

 

Başvuru Numarası: 2013/539 olan  kararında belli kriterler belirlemiştir. Şöyle ki;

 

  • Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibariyle      4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı kabul edilmemiştir.

 

  • 31. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri            süren başvurucunun  böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorunda olduğu,  öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi yoluna gidilmiştir.

 

  • Sonrasında ise başvuru kabul edilebilir ise esas incelemesinde müdahalenin olup olmadığının tespitinin gerekeceği üzerinde durulmuştur.

Mahkeme daha sonrasında verdiği bütün kararlarında da aynı bakış açısı ile mülkiyet hakkı kavramını değerlendirmiştir.

  1. Tapu Tahsis Belgesinin Mülkiyet Hakkı ile ilişkisi

 

  • Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin bulunması gerekmektedir.  Mahkeme yukarıda da belirttiğimiz üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarak bu hususu değerlendirmektedir.

 

  • Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmadığı,  kişinin hâlihazırda sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, mevcut mülke sağlanan bu korumadan yararlanamayacağı kuralı mahkemece benimsenmiştir.

 

Mahkeme incelediğimiz kararda kararda , B. No: 2013/614, 25/6/2014 kararına atıf yapmış olup, bu kararın incelenmesinde ;

  • “Anayasa’nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır .(B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17). Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal iddiasında bulunabilirler. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin hâlihazırda sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, mevcut mülke sağlanan bu korumadan yararlanamayacaktır. Bu nedenle, daha önce ortadan kalkmış olan mülkiyet hakkının tekrar elde edilebileceği ümidi “mülkiyet” olarak görülemez (7). Ancak, belli durumlarda, bir “malı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, Anayasa’nın 35. maddesinin güvencesinden yararlanabilir. Mülkiyete konu olabilecek bir değeri elde etme konusundaki bir beklentinin “meşru bir beklenti” olarak kabul edilebilmesi için bu beklentinin temelsiz bir hak kazanma beklentisi değil; somut nitelikte, örneğin, belirli bir kanun hükmüne ya da istikrarlı bir içtihada dayanan bir yargı kararı gibi sağlam ve yeterli bir hukuki temeli bulunan bir beklenti olması gerekmektedir. Diğer yandan, bir hakkın varlığına ilişkin hukuk kuralının doğru yorumlanması ve uygulanması konusunda bir uyuşmazlık var ve bu konudaki iddia yetkili bir mahkeme tarafından reddedilmiş ise meşru bir beklentinin varlığından söz edilemez (8).”  Şeklindeki gerekçesi ile  yukarıda açıkladığımız hükme varmaktadır. 
  • Anayasa mahkemesi alacak haklarını da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmektedir. Bu mülkiyeti MK kapsamında değerlendirmemesinin ve AİHS Ek 1 Protokol 1 maddesinin sonucudur.  Ancak alacak haklarının mülkiyet hakkı kapsamında korunabilmesi için, ya bir mahkeme hükmü, hakem kararı, idari karar gibi bir işlemle "yeterli derecede icra edilebilir kılınmış olması" (bkz. Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 28) ya da en azından bunlarla bağlantılı olarak "meşru bir beklenti"nin bulunması gerekmektedir. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp, bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayalı beklentidir

 

B. No: 2013/1122, 26/6/2014, § 37) kararı   incelendiğinde ;

 

  • Anayasa Mahkemesine göre “meşru beklenti”, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.

 

  • Davanın asıl konusu tapu tahsis belgesi ile ilgili gerekçe incelendiğinde , 4721 sayılı Kanun ile imar ve gecekondu mevzuatı çerçevesinde; hazine, belediye, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve il özel idarelerinin müstakilen sahip oldukları taşınmazlar üzerinde 2981 sayılı Kanun'a göre belirlenen çerçevede ilgili kişilere tanınan ve şahsi hak içeren bir belge olduğu, taşınmazlar bakımından “tapu senedi”ni esas alınacağı ve ancak tapu senedinin bir taşınmaz üzerinde, kişinin mutlak hak sahipliğini gösteren ve herkese karşı ileri sürülebilen bir hak  olduğu belirtilmiştir. Gerekçede Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 8/3/2013 tarihli ve E.2012/14835, K.2013/3429 sayılı ilâmına atıf yapılarak “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04/12/1996 tarih ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi,  tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir.” Kabulü tekrarlanmıştır.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04/12/1996 tarih ve 1996/14-763-864 sayılı kararının incelenmesinde:

 

  • Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin   bulunması, tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması, ilgilisine,  bir başka yerden tahsis yapılmamış olması, tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması kriterlerinin gerçekleşmiş olması gerekir.

47. Danıştay Altıncı Dairesinin 11/6/2004 tarihli ve E.2003/685, K.2004/3717 sayılı ilâmı incelendiğinde:

  • Yasanın cazibe merkezi haline gelen yerlere göç eden maddi imkânı bulunmayan, en temel ihtiyaç olan barınmayı dahi gerçekleştiremeyecek kişilere hazine, belediye, il özel idaresi ve vakıf arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya da kısmen barınma kısmen işyeri olarak kullanılan kaçak yapıları  meşrulaştırma sırasında yasaya özgü olan ve tapuya esas teşkil ederek hak sahipliğini belirleyecek olan  Medeni Kanunda tanımlanan tasarruf belgelerinden farklı,  mülkiyeti değil, hak sahipliğini belirlediğinden ve tapuya dönüşünceye kadar işlevi, içinde oturan dar gelirli ailenin barınma ihtiyacını karşılamak olan belge olarak tapu tahsis belgesi tanımlanmıştır.

 

  • Daha önce de vurguladığımız üzere Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kabul ve kararlarını ölçüt almaktadır. Mülkiyet kavramında olduğu gibi tapu tahsis belgesinde de AİHM kararları değerlendirilmiş, Anat ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04, 26/4/2011 kararını ödev konumuz karara gerekçe göstermiştir. AHİM e göre de tapu tahsis belgesi verilen taşınmazlar kamu malı niteliğindedir.

 2017/22750 E sayılı karar incelendiğinde;

  •  Başvuru, başvuruculara ait gecekondunun imar planında yeşil alanda kaldığı gerekçesiyle yıkılması sonucu uğranılan zararın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
  • Mahkemece tapu tahsis belgesinin bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmaya belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesi olduğu, tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli olmadığı başkaca koşulların varlığının da gerektiği hükme bağlanmıştır.

 

  • Tapu tahsis belgesinin sahibine, zilyetlik ve koşullar var ise tapu iptal ve tescil talebinde bulunma haklarını vereceğini bu nedenle de  tapu tahsis belgesi verilen hak sahibine ‘’verilecek tapuya esas teşkil edecek’’ belge niteliği taşıdığı açıklığa kavuşturulmuştur.

 

  • Mahkeme başvuru hakkında Rifat Algan, B. No: 2014/19138, 22/2/2018, ve İrfan Öztekin, B. No: 2014/19140, 5/12/2017 kararlarına atıf yaparak başvuruculara ait gecekondunun tazminat ödenmeksizin yıktırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

 

2017/14428 E sayılı karar incelendiğinde;

 

  • Başvuru, idareden kiralanan taşınmaz üzerine inşa edilen yapıların kira sözleşmesinin feshedilmesi üzerine yıkılması sonucunda meydana gelen zararın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

 

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Depalle/Fransa , B. No: 34044/02, 29/3/2010 , Anheuser-Busch Inc./Portekiz , B. No: 73049/01, 11/1/2007, kararları emsal gösterilerek mülkiyet kavramı yine geniş yorumlamıştır.

 

  • Anayasa Mahkemesi AİHM nin Türkiye aleyhine vermiş olduğu diğer iki kararı da geniş olarak irdelemiştir.  Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988 yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; somut olayda kaçak yapıları engellemeye yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucunun meskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına neden olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına ilişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).

Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No: 22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay 1997 yılında yaptırılan başvuruculara ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir.

 

  • Kararda Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014 kararına atıf yapılarak tapu tahsis belgesinin kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi – mülkiyet hakkı içinde değerlendirilemeyeceği ancak  inşa edilen yapıların kullanılmasından kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülk teşkil etmesinin mümkün olacağı belirtilmiş, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan alanların işgal edilmesinin önlenmesi ve kıyıların korunmasındaki kamu yararı amacı da dikkate alındığında sona ermiş olan kira sözleşmesi kapsamında inşa edilen yapıların yıkılması nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

 2015/12898 nolu karar incelendiğinde:

  • Başvuru tapu tahsis belgesine dayalı olarak mülk edinme koşullarının oluştuğu hâlde taşınmazın tapuya tesciline ilişkin talebin reddedilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.  
  • AYM kararda daha önce belirttiğimiz tapu tahsis kararının hukuki niteliğini tekrarla şartları oluştuğu halde tapu tescil işlemi yapılmamış olmasını, mülkiyet hakkının ihlali olduğunu ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğunun tespiti ile başvuruyu kabul etmiştir.

2014/9414  nolu karar incelendiğinde:

  • Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ve bu sebeple uğranılan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet iddialarına ilişkindir.

 

  • Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunluluğunu hatırlatarak, başvurucunun ihlal nedeni ile uğradığı zarar için tam yargı davası açmadığından bahisle esasa girmemiştir.

 

2013/6767 nolu karar incelendiğinde:

  •  Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

 

  • AYM tapu tahsis  belgesinin koşullu olarak kullanım hakkı sağladığı, başvurucunun somut davasında ise bu koşulların oluşmadığı, dolayısıyla mevcut koşullarda başvurucuya tapu senedi verilmesini sağlayan bir kanun hükmü veya yerleşik içtihat da bulunmadığı, başvurucunun bunu Mahkeme önünde ispat da edemediği hususları dikkate alındığında başvurucunun, meşru beklenti kapsamında dahi bir hak veya alacağının olmadığı hükme bağlanmıştır.

 

2013/6808  nolu karar incelendiğinde:

  • Başvuru, 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca tahsis edilen taşınmazın tahsis kararının geri alınması işlemine karşı mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

 

  • Bu kararda da mahkeme başvuru yollarının tüketilmemesi nedeni ile başvurunun kabul edilemez olduğuna dair karar vermiştir. Ancak tapu tahsis belgesi ve mülkiyet hakkı ile ilgili ilk içtihatlardan olduğu için karar incelenmiş, belirlenen kriterlere açıklama kısmında yer verildiği için burada tekrardan kaçınılmıştır.

 

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi başvurucu Ayşe Öztürk  başvurusunu yukarıdaki kanun, ulusal ve uluslararası bağlayıcı belgeler ve içtihatlar çerçevesinde, tapu tahsis belgesi verilen taşınmaza ilişkin olarak, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı  ve “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

  1. Zarar giderilmeden alınan yıkım kararının Mülkiyet Hakkı ile ilişkisi

 

  • Başvuruda ayrıca binanın değeri ödenmeksizin tahliye ve yıkım kararı verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile tazminat talebi de vardır. Mahkeme bu açıdan da değerlendirme yapmış, bu hususta yukarıda bazı kararlarda da değindiğimiz üzere mülkiyet hakkını geniş yorumlamıştır. Mahkeme bu hususta da belli kriterler oluşturmuştur. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. Maddesi, Anayasa'nın "Mülkiyet Hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi , AİHS Sözleşme’sine Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1. maddesi tekrar edilmiştir.

 

  • Bu hükümler ışığında mülkiyet hakkının, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabi olduğunu  sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.  Buna göre mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Burada mülkiyet hakkı geniş yorumlanmış, mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olup olmadığı var ise müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığı, kısıtlamanın gerekli ve ölçülü olup olmadığının tespiti üzerinde durmuştur. Ve şu sonuçlara gerekçede yer vermiştir:

 

  • Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir.

 

  •  AİHM’e göre, gecekondu şeklinde yapılan kaçak yapılara idarenin fiili olarak uzun süre sessiz kalması, bina veya yapı üzerinde mülkiyet hakkının doğmasına neden olmaktadır. Öneryıldız/Türkiye, Anat/Türkiye  kararlarında AİHM, başvuranın meskenine yönelik mülkiyet çıkarının, 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinin anlamı çerçevesinde önemli bir çıkar ve dolayısıyla bir “mülk” oluşturmaya yetecek doğaya sahip olduğu ve yeterli derecede tanındığından Anayasa Mahkemesi de bu kararı kriter olarak belirlemiştir.
  • Müdahale olup olmadığı hususunda ise Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerektiği vurgulanmış, inceleme bu hususlarda yapılmış, elde tapu tahsis belgesi olması ve tapu kaydının Maliye Hazinesi’nde olması karşısında müdahalenin varlığında kanunilik ilkesinin mevcut olduğunu, taşınmazın sit alanında kaldığından meşru amaç ile müdahale edildiğini, ancak bir bedel ödenmemesinin ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayacağını tespit etmiştir.

 2013/817, 19/12/2013 E nolu kararın incelenmesinde :

  • Anayasa'nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Bireysel Başvuru Hakkı öncesinde AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003 kararı incelendiğinde:

  • Bir taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet  hakkının sınırlandırılmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu değerlendirilmiştir.

İnceleme konusu kararda AYM bu kriterleri ve ulusal-uluslararası düzenlemeler ve içtihatları dikkate alarak tapu tahsis belgesi ile taşınmaz üzerine yapılan binayı yıllarca kullanan ve vergilerini ödeyen başvurucuya kamu makamları tarafından müdahale edilmediği ve bu duruma müsamaha gösterildiği, binanın başvurucuya ait olduğu, dolayısıyla mülkiyeti başvurucuya ait olan binanın değeri ödenmeksizin veya zararı telafi edici öneriler sunulmaksızın başvurucunun tahliye edilmek istenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir. Ancak tazminat talebini Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olduğundan başvurucunun, bina değerinin kendisine ödenmesine yönelik olarak dava açma hakkı bulunduğunu ve tazminat miktarının belirlenmesinin yargılamayı gerektirdiği dikkate alındığında, başvurucunun dava açma hakkı hatırlatılarak tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Yukarıda araştırılan tüm kaynaklar , AİHM ve yerel mahkeme kararları ile bunlar ışığındaki AYM kabulleri dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi kararının doğru olduğunu düşünmekteyiz.